Dağların Taşıyamadığını Taşımak

Mâ’un Suresi 1-7
29 Kasım 2017
Al-i İmran Suresi 85
1 Aralık 2017

DAĞLARIN TAŞIYAMADIĞINI TAŞIMAK!

Bunun için cansız değil, canlı olmak gerek kardeşler.

Bunun için sıradan değil sıra dışı olmayı bilmek,

Bilmekle kalmayıp irkilip kendimize gelmek,

Ne olmuştu? Nasıl olmuştu?Peki neden?

Diyebilmek gerek.

Çok soru sormak gerek nefse ve çok cevap almak gerek yürekten.

Çok dinlemiş olmak gerek her hikmetli sesi,

Çok uzak durmak gerek zilletten ve şirretten.

Durmak gerek!

Dimdik kale gibi ayakta.

Gerekirse günlerce susmak ama vazgeçmemek,

Ama pes etmemek gerek.

Hamdım piştim diyebilmek için, ateşle dağlanılan anlarda,

Sukutun serinliğinde, imanla yanmak gerek.

Anmak gerek her an, her yerde O’nu!

Safiyane bir dille içten kopup gelenleri,

Gözyaşları ile paketleyip zatına sunmak gerek.

Göze yaş, dile dua, kalbe sızı getirenleri,

Bir bir saymak, dökmek gerek secdeye.

Sormak gerek bilenler üstü bilene,

Kişiye özel cevapların şifrelerini çözmek için,

Kapanmak gerek kitaba,

Ve açılmak gerek kitapla.

Fezaya çıkmış gibi, sanki konuşmuş gibi,

Sanki ölmek üzere olduğunu anlamış gibi af dilemek gerek.

Af Rabbim Af! diyerek

Gereği gibi kul olamadığımızı itiraf etmek gerek.

Affedilmek umudunu diri tutmakla birlikte,

Fırtına da sallanan tek kişilik kayığımızda, batıp gidenlerden olmamak için,

Küreklere çok sıkı asılmak gerek.

İzlendiğimizi, dinlendiğimizi, çok sevdiğimizi ispatlamak için,

Elimizin erdiğini,

Dilimizin döndüğünü,

Gücümüzün yettiğini yükleyen bir Rabbe kul olmanın ferahlığını,

Tüm benliğimize içirmek gerek.

Susayan, acıkan, korkan, arzulayan,yorulan, bıkan nefsin kangren olmuş uzuvlarını,

Bir kartal kararlığıyla koparmak, kesmek, budamak gerek.

Ve sonra yükseklere yükselmek için,

Yüksek idealleri kuşanmak,

Takva azığı gagamızda,

Sabır zırhı pençemizde,

Parıldayan yepyeni tüylerimizle yükselmek,

Yükselmeye niyetlenmek,

Rüzgarı ardımıza,

Yağmuru mataramıza,

Kardeşlerimizi etrafımıza toplayıp,

Ben geldim diyebilecek cesareti göstermek için,

Bu dünyanın albenisine gözünü yummak,

Ufka hipnozlanıp,

Kanat çırpmak gerek.

Acı mı? Olmak zorunda,

Hüzün mü? Benim süsüm,

Tevekkül mü? Demirbaşım,

İman mı? Yol arkadaşım demek,

Dağları un ufak eden doğrularla,

Damarımıza kan, dilimize ferman,gözümüze nur, kalbimize sürur yükleyip,

Dingin, emin, halim ve cesur olmayı kanatlarımızda toplamam gerek.

İşte ancak o zaman,

Kolayı kolay olan kitabımızdan öğrenip,

Hayırlı işlerde aceleyi,

Zor işlerde pes etmemeyi,

Zorun zorluğu haram oluşundan mı yoksa deyip,

Helali haramdan ayırt etmeyi,

Çok ama çok iyi başarmak gerek.

Niye mi?

Salih amel işleyenler ancak kanat çırpmış olacak,

Ve sonra cennette Hüdhüd’le buluşacak,

Kusva ile dertleşecek,

Kıtmir’le sohbet edebilecekte ondan.

İnsanlık ailesi adına insanca eylemlerde bulunmadığımızda,

Bir kuş, bir deve, bir köpek bile hayvanlık yarışında ipi göğüslemişken,

Ben niye, neden, nasıl başaramam dememiz gerekmez mi?

Ve bu halden imtina edip,

‘Tamam yeter artık!

Ey şeytan ve ey nefis düş yakamdan!’ diyebilip,

Hep birlikte kanat çırpmayı istiyorum,

Vakit şimdi!

Mevsim Sonbahar!

Ümmetçe Rabbimize göçelim mi?

Hatice Dilek Öztürk

Bir Cevap Yazın