Ulvi Duyguları Yaşamak ve Yaşatmak Değil Miydi Görevimiz?

Tur Suresi 48
13 Eylül 2017
Dua!
16 Eylül 2017

ULVİ DUYGULARI YAŞAMAK VE YAŞATMAK DEĞİL MİYDİ GÖREVİMİZ?

Biliyorum hiç kolay değil diyeceksiniz?

Kolay olmaması yaşanamazlığını göstermez değil mi?

Ne o korktunuz ve kaçtınız mı?

Sahi sesim geliyor mu?

Duymak bile istemediklerinizi söyleyebilirim.

Söylediklerim size ağırda gelse, yine de sabırla okumanızı isterim.

Olur ya belki bir daha vakit bulamayabilirim.

Gitme vakti…

Belki hemen şimdi söylenmesi gereklidir.

Ertelememeliyim!

Şimdi lütfen tüm kalbinizle, kısa bir süre kulak verin anlatacaklarıma.

Yüceler yücesi Rabbimiz bizi ne de güzel yaratmış değil mi?

 

Kalitenizi düşüreni de,

Bildiğini bile bilmezden geleni de,

Bilse bile değişmemekte direneni de,

Bildiklerinin üstünden birdir bir oynar gibi atlayanı da,

Gittiği halde izini kaybettirmemek için direneni de,

Varlığını bile isteye yüzde yüz hissettirmeyeni de.

Sevdiğini söyleyip ihanet edeni de,

Sevmediğini söyleyip,sevdiğini gözlerinde okutanı da,

Sevilmemek için elinden geleni ardına koymayıp, hala sevilmediğinden sızlananı da,

Sevgisini ispatlamaya çalışırken,

Kah öyle kah böyle davranarak, kendi için de çelişkiler yaşayanı da,

Güvenilmediğini bile bile sırf acıtmak için, ‘Buradayım, gitmiyorum!’ diye ayak direteni de,

Sevmediği halde gönlünü eğlemek isterken, kazdığı çukura düşeni de,

Düşüncesizce davrandığı halde, ağır bedel ödemeye gelince şok olanı da,

Düşünmediği ve kıymet bilmediği için, kaybettikten sonra ah vah edeni de,

Sırra kadem basıp, sessizce ortalıktan yok olanı da,

Girdiği her yerde çok iyi şov yaptığı halde ,

Yalnızlığıyla bir yandan acındırıp, bir yandan övüneni de,

Ağır görünüp, hafifliğini ustalıkla gizleyeni de,

Karakteri oturmadığı halde yağıp gürleyip ,mangal da kül bırakmayanı da,

Çok okuyup,çok anlatıp, iş yaşamaya geldiğindeyse, bir güzel kendi avukatlığına soyunanı da,

Yaşanmışlıklara inat, yaşanmamışçasına davranarak kendini avutanı da,

Her an, hemen hemen her konu da tutarsız davranarak,

Eziyet etmek konusunda, üstün madalyayı hak edecek hale geleni de,

İş ciddiye bindiğin de, ceketini alıp toz olmaya hazırlanırken,

‘Zaten ben gidecektim, ısrar ettiğin için kaldım!’ diyeni de,

Sırf bağlanmış olmaktan ve sorumluluk almaktan korktuğu için,

Benliğine ve fıtratına savaş açanı da,

Yaşarken öldüğünü ifade etmek için, kendini kütüğe benzeteni de,

Hayatın anlamını keşfedememişken daha,

Keşfettiği dünyalıkların avuntusuyla kendini kandıranı da,

Mutlu olmanın sınırsız yaşamaktan geçtiğini sanarak,

Her söylediği lafla, kendi kafasını yarmaya aday olanı da,

Sert çıkanı, laçkalaşanı, alayla karışık cambazlık yapanı da,

Kimler yok ki şu hayatta…

Fakat gelin biz biraz kendimizi tartalım,

Kendimizle bir yuvarlak masa toplantısı yapalım.

Fakat artık yuvarlak cümleler kurmayı bir kenara bırakıp,

Aksine çok köşeli gerçekleri akıl hanemize yerleştirip,

Dosdoğru bir dünya için güzel bir temel atalım.

Belki o zaman attığımız bu temeller, bizi kıyamete dek taşıyabilir ne dersiniz?

Biliyorum bu güne dek;

Her seferinde sakalına kanıp dedeniz sanmanın aldatılmışlığıyla, yığılıp kaldığınız da oldu,

Sadece bencilce kendini düşünenleri gördükçe,

Nefesinizi tuttuğunuz ve yutkunmakta bile zorlandığınız da oldu.

Onca hürmete hoyratça karşılık gördüğünüzde ,

Ayakta kalmaya çalışmanıza rağmen, başınızın hızla döndüğü de,

Halden anlayanın ve doğruyu konuşanın kalmadığını gördükçe,

‘Bu dünyadan göçene dek sabretmeliyim’ demeye çalıştığınızda.

Sırtınız da hep bir kambur varmışçasına,

Sürekli siz de kusur bulanları fark ettiğiniz de,

Aceleyle oldu bittiye getirilip, ne halin varsa gör dercesine,

Gecenin bir vakti bir durakta,

Yahut gündüzün bir vakti bir oda da,

O anda oracıkta bırakılı veriliyor olmanın acısını,

Yüreğinizin en derinin de tattığınız da,

Ve geceye katran, gündüze zift dökecek acıları, heybenizde özenle saklayıp,

İlahi adaleti metanetle beklediğiniz o demleri, birbirine eklediğiniz de,

Yokla var arası yaşamının amansız sancılarını,

Bir çok gün doğumu veya gece yarısında Rabbinize sunuşunuz da,

Kaybetmemek için kazanmayı seçmenin sorumluluğunu,

En derin kaygılarınıza ensar etmek için, çok gayret etiğinizi de.

Unuttum sandıklarınızın bile,

Bir ses, bir söz sonrası, aniden beyninize sökün etmesini engelleyemediğinizi de,

Artık yeter, artık bitir, artık kurtul demek içinse,

Kendinizle sürekli mücadele ettiğinizi de,

Biliyorum kardeşler.

Niye mi?

Bunlar insan gerçeğinin yansımaları da ondan.

Ve ben gerçek bir dünyada, gerçek bir kimlikle yaşadığıma göre,

İnanın hiç zor olmadı tüm bunları bilmem ya da hissetmem.

Ben de sizler gibi bir insan olduğuma göre…

 

Peki böyle mi olmalıydı?

Böyle olmasa olmaz mıydı?

Böyle olmamasını en azından bu günden sonrasında sağlamak için ne yapmalıydı?

Güzel sorular bence!

Eğer sizce de öyle ise

Gelin bu kez de bizden öncekilere,

Ta gerilere seyahat edelim hep birlikte.

Bakalım onlar nerde ne yapmışlar ?

Neyi nasıl başarmışlar?

 

Bir; inanmışlar ve inandıkları din uğrunda her türlü zahmete katlanmışlar.

İki; anlatmışlar, anlatırken yumuşakça, nezaketle,

Fakat eğmeden bükmeden ,eklemeden, çıkarmadan,

Tam da olması gerektiği gibi, ne nasılsa öyle anlatmışlar!

Üç; İnandıkları gibi yaşarken, gerekirse terk etmiş, gerekirse göçmüş, gerekirse ölmüşler.

Aslında ölüm denemez onlarınkine değil mi?

Aslında ölümü öldürmüşler.

Haydi gelin biz de nefislerimizi öldürmeyi seçmek yerine,

Nefsi marazlarımızı bir bir tespit edelim.

Sonra her bir tespite söz hakkı verip, derdini dinleyelim.

Ardındansa ağlayan bir bebek misali onu sütümüzle besleyip, gönlünü hoş edelim.

Anne bu adı üstünde,yavrusuna eziyet etmez ya,

Biz de kendi nefsimizi eğitiyorum derken, ağlatıp inletmeyelim.

Şu kısacık dünya da sevmenin, bilmenin, güvenmenin, tanımanın hakkını layıkıyla verelim.

Yol yakınken kendimize dönüp, Rabbimizin biz den istediği doğrultuda,

Yeni yepyeni bir düzen kurmayı bilelim.

Değişmek yalnız bizim elimizde,

Değişirsiniz elbette.

Bir şartla,

Sadece değişmeyi gerçekten istemeniz ve artık yeni bir şeyler yapmayı seçmeniz gerekmekte.

 

Değişimi istemeyenlere gelince?

Onlara ise son sözüm şu!

Onlar ‘taş!’ olduklarını söyleyedursunlar.

Biz taşların bile taş olmadığını bilenler olarak, canlandığınız anı bekler ve size dua ederiz.

Çünkü öyle taşlar vardır ki içerisinden sular fışkırır!

Öyleleri vardır ki yuvarlandığında, Allah’tan korkar hale gelir ve aklını başına alır.

Kim bilir bu zaman,

Belki yarın, belki yarından da yakındır.

Öyle ise ölmedik candan ümit kesmemeliyiz kardeşler,

Sizce de öyle ise eğer,

Dua müminin silahıdır diyor ya Peygamber!

Yüreğimizi delenlerin yüreklerini, dualarımızla yumuşat ya Rabbi!

Kimimizin hıncını kimimize tattıracağını söyleyen Sen,

Bize birbirimizin hıncını tattırma ya Rabbi!

Amin!

Hatice Dilek Öztürk

Bir Cevap Yazın